YSBlog

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Görünür rütbe-i aklı şahsın eserinde…

"Genel" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

İnternette bir çok blogu RSS ile takip ediyorum. Ve yazarlarını imrenerek takip ediyorum. Kimisi 2-3 yıldır kimisi 4-5 yıldır ziyaretçileriyle bilgilerini paylaşıyor. Ve bunu düzenli olarak yapıyorlar. Bense çeşitli zamanlarda çeşitle bloglar oluşturup hiçbirisini de becerememiş birisi olarak imreniyorum haliyle.

Bu site açıldığından beri belki 10. kez sistem değiştirdim. En son dün itibariyle Wordpress kurdum. Ve bundan sonra da eğer bir gün kendime bir blog yazmazsam değiştirmeyi düşünmüyorum. Sanırım bu sefer güzel de oldu. Peki yazacak mıyım? Tabi ki zaman gösterecek ama elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Havadan, sudan, boş şeylerden yazı çıkarma yeteneğim pek olmadığı için bu konuda çok başarılı değildim. Ama kararlıyım bundan sonra hem sık hem de dolu yazılar yazacağım.

Önceki yazı çılgınlıkla ilgiliydi bu yazı da manyaklık diye başlıyor. Biliyorum iyi bir tesadüf
değil ama yapacak bir şey yok.

Launchy adlı bir program-cıktan bahsetmek istiyorum. Herhangi bir klavye kısayolu atıyorsunuz ve o kısayolu kullandığınızda karşınıza ufacık bir pencere ve bir metin
kutusu geliyor. Üstelik ücretsiz ve açık kaynaklı. Aslında çoğu zaman kısayolla birlikte istediğiniz şeyi yazıp enterladığınız
için görmüyorsunuz bile bu ekranı. Siz ilk harfleri yazmaya başladığınızda launchy
çoktan ne istediğinizi anlamış oluyor. Programın yapımcıları Türk olsaydı güzel bir
slogan olurdu. Launchy-”Leb demeden leblebiyi anlayan program”

Launchy’yi bu linkten indirebilir
ve hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Klavyeniz dert görmesin…

Tam ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama posta kutuma düşen davet mailleriyle tanıştım Facebookla. İlk zamanlarda ne olduğuna bakmadan silsem de baktım hem herkesten geliyor hem de insanlar aralarında Facebook’ta şunu gördüm şu şunu yazmış vs. diye konuşmaya başlayınca bakalım neymiş diyerek üye oldum. Mantalitesi hoşuma gitti. Eski arkadaşları bulma, fotoğraflar ekleme, profil sayfaları vs. Ama içimden bir ses yakın zamanda bunun suyunun çıkacağını, profil foto gibi şeylerin suiistimale ne kadar açık şeyler olduğunu söylüyordu. Yine de artık Facebook a üye olduğum için davet mailleri kesilmişti, ben mutluydum.

Boş zamanın gözü kör olsun biraz kurcaladım sonraları. “Wall” uygulamaları popüler olmuştu. Ben de bilerek veya bilmeyerek bu uygulamaları eklemişim profilime. Herkes birbirine bir şeyler gönderme yarışına girmişti. İnternetten mahrum birkaç günden sonra mail kutumu açtım ve ne göreyim. bilmemneWall uygulamasından yüzlerce mail. Hepsini bir çırpıda sildikten sonra hemen Facebook’u açtım ve ayarlardan uygulamaların mail gönderebilme seçeneğini iptal ettim. Ayarlara girmişken gördüğüm ve beni uyandıran gizlilik sekmesinde de gerekli tüm ayarları yaptıktan sonra ilk üye olduğum sıralar içimde fısıldayan o ses yine konuşmaya başladı. Pek kulak asmadım.

Facebook doğal olarak boş durmuyordu. Baktı ki insanlar durmadan bir şeyler paylaşıyor. O halde bu işi uygulamalara bırakmamalıyım dedi ve yeni Facebook adı altında günümüzdeki görünümüne kavuştu. Tasarım değişiklikleri olabilir arada tam takip etmediğim için bilemiyorum ama bizim işimiz zaten işin görünen ve cilalı kısmıyla değil.

Bir de grup meselesi var. Facebook geliştiricileri muhtemelen insanlar tuttuğu takımı, memleketini desteklesin veya bir nevi sosyal platform oluşsun diye böyle bir özellik eklemişler. Biz ne yaptık. Bunun da suyunu çıkarttık. Çıkan suyu aşağıda detaylı olarak inceleyeceğiz.

Malumunuz ülkemizde ve dünyada işi gücü olmayan, “boş-beleş” olarak tabir edebileceğimiz bir “sürü” insan var. Her ne kadar İlber Ortaylı hoca insanlara sürü denmeyeceğini savunsa da bahsi geçen arkadaşlar aynı ve faydasız işleri yaptıkları için sürü diye hitap etmekte beis görmüyorum.

Yukarıda Facebook meselesinin suyunun çıktığını yazmıştık. Üşenmedim bu sudan örnek alarak laboratuara tahlile gönderdim. Sonucu da aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

TAHLİL SONUCU

Facebook’u geliştirenlerin böyle bir düşüncesi var mı bilinmez (günahlarını almayalım) insanları akıl almaz bir biçimde kategorize ve afişe ediyor. Dini, etnik, politik her türlü alanda. Yakında anne kızlık soyadı bölümü de eklerlerse profile şaşmamak lazım. Facebook veritabanına yazılacak ufak bir sorgu ile örneğin:
XX.XX.XXXX tarihinde doğanlar,
Memleketi Y olanlar,
Z dinine mensup olanlar,
A politik görüşüne sahip olanlar,
B takımını tutanlar,
C sanatçısının hayranları,

Gibi birçok sonuca ulaşılabilir. Ne var ki bunda bunlar gizli bilgiler değil ki? Diyecek olabilirsiniz. Bunlar tek tek ele alındığında gizli bilgiler değil. Ama milyonlarca insanın bu şekilde envanterini tutmanın değerini en masumane şekliyle reklam sektöründekilere sorabilirsiniz.

Yukarıdaki madde buzdağının görünen kısmını anlatıyor. Maalesef mesele sadece profil bilgilerinden ibaret değil. Paylaşılan videoların, eklenen yazıların hatta mesajlaşmaların her birisi bu amaçla kullanılabilir. Beni paranoyak olarak görebilirsiniz fakat nedense Facebook gizlilik metninde açık açık “garanti altına alamayız” diye belirtmiş. Ben sadece ihtimali söylüyorum.

Güvenlik kısmını tamamen es geçelim. Grup meselesini ele alalım. İnsanların herhangi bir amaçla grup açıp toplanması gayet doğal. Ama bunu namus meselesi haline getirenler var. “Davet etmeyeceksen üye olma, tüm sülaleni davet et, en yüksek üye sayısı bizde” gibi saçma sapan yazılarla her gün defalarca karşılaşmak mümkün adı geçen sitede. Merak ediyorum mesela 10000 üyeyi geçen grupların kurucularına ödeme yapıyor mu Facebook? Bu adamlar neyin kavgasını yapıyor. Sanmıyorum. Yazının başında da belirttiğim gibi boş zaman fazlalığının gözü kör olsun.

Suda görülen bazı türlerde de yaptığı her şeyi Facebook durumunda belirtme eğilimi görülmüştür. Örnek olarak “@kahvaltı” “@spor” “@havuz” “@zart” “@zurt” veya “bilmemnerede havuz sefasında” ifadelerini gösterebiliriz. Nispet mi yapıyorsun bize anlamadım ki? Madem havuzdasın git adam akıllı çim (genç arkadaşlar için çimmenin anlamı). Ne işin var feysbukta meysbukta. “@” olayına değinmeden geçemeyeceğim. Bilmeyenler için açıklayalım. İngilizcede “de-da” ekine tekabül eden “At” öneki yerine okunuşu aynı olan “@” işareti kullanılıyor internet dilinde. Hadi İngilizce konuşan milletler yazar anladım, hadi etrafında bir yvar facebookta maebookyaparlar. bununla met etmektedirler. bu ın da bu hastabancı olmadığı halde İngilizce kullanmak görgüsüzlüğü gösterenleri de anladım. “@kahvaltı” yani “at kahvaltı” ne demektir anlayan varsa beri gelsin bana da anlatsın.

Tıbbın herhangi bir dalında incelendiler mi bilmem ama bir de her gördüğünü paylaşan, her gördüğünü beğenen, her gördüğüne yorum yapan tipler var. Bunlar da genel olarak yukarıda bahsettiğimiz sürüye dâhil olmakla beraber zaman zaman işi gücü olan aklı başında insanların da bu hastalığa tutuldukları görülmektedir. Yan etkileri olarak aklı başında çevrelerce itibar kaybına uğrayabilirler.

Son olarak klinik vaka olarak değerlendirebileceğimiz sevgiye aç, şefkate muhtaç memleketimizin bıçkın “eril cinse mensup kişi”’lerinden söz etmemiz gerekiyor. Delikanlı veya benzeri bir sıfat kullanmadım zira yaptıkları hareketlerin delikanlılığa sığan bir tarafı bulunmamakla beraber delikanlılık müessesinin yozlaşmasına hizmet etmektedirler. Bu arkadaşlar her gördükleri güzel kızı arkadaş olarak ekleyip genelde taciz olarak tabir edebileceğimiz mahiyette mesaj gönderir, yorum yaparlar. Bununla kalmayıp profil fotoğraflarına bilumum “Kurtlar Vadisi”, “Deli Yürek” ve benzeri dizilerin karakterlerinin çakması, fotoğraflarını koyarlar. Bununla da kalmaz bu profillerle yabancı ünlü oyuncuların hayran sayfalarında büyük harflerle burada dile getiremeyeceğim yorumları yaparlar. Diğer yaptıklarını “amaaaan” boş verebiliriz. Ama bu son hareketle ülke imajımızı zedeliyorlar. Buradan yetkililere sesleniyorum. İbret-i âlem olsun diye sallandırmak lazım birkaç tanesini taksim meydanında.

SON KELAM

Belki de teknolojiyle bazı ülkelere nispeten geç tanıştığımız için bazı şeyleri henüz sindiremediğimiz kanaatindeyim. Bunu Türk milletiyle özdeşleştirmiyorum. İlla ki her millette söz konusudur bu durumlar ama ben meselenin bize bakan yönünü ele aldım. Birilerinin bu gidişe dur demesi gerektiğini söylemek istesem de nasıl olacağını ben de kestiremediğim için söylemiyorum. Ama bir şekilde “gereçleri işlevine uygun kullanmak” konusunda bilinçlenmemiz gerektiğini söyleyebilirim.

Bu bilinçten uzak kalmamanız dileğiyle…

İlk makalemle sizlere merhaba demek istiyorum.


Bu yazıda artık hayatımızın vazgeçilmezi olan internet dünyasına açılan pencerelerimiz olan internet tarayıcılarının arasındaki ezeli çekişmedeki son duruma bakacağız.
İki oyuncumuz var. Birincisi işletim sistemi pazarının tartışmasız sahibi olan Windows’un içinde gelen ve birçok internet kullanıcısının internetle özdeşleştirdiği (ismi çok iyi seçilmiş) Internet Explorer’ın son ve belki bugüne kadar en iddialı sürümü olan IE8, İkincisi ise kalburüstü internet kullanıcılarının değişmez tercihi, ie’nin çoğu özellik söz konusu olduğunda 3 yıl geriden takip ettiği neredeyse tüm testlerde en az güvenlik açığı bulundurduğu tescillenen ama ne yazık ki ülkemizde ve dünyada layık olduğu kullanım oranlarına ulaşamayan, gönüllerimizin prensi Opera’nın güncel sürümü Opera 9.64.
Yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Microsoft IE8 ile yıllardır mağlubiyete oynadığı browser pazarında çok akıllıca bir hamle yaptı. Altyapı değişiklikleriyle, web slices olayıyla, hızlandırıcılarıyla bu sefer olmuş diyebiliriz. Fakat sekmeler açılırken net bir şekilde fark edilen hız problemine bir çözüm bulmaları lazım. Farenin orta tuşuyla bir linke tıkladığınızda neredeyse 2 saniye gecikme ile açılıyor sekme. Operada ise tıklamamızla açılış arasında bizim fark edebileceğimiz bir süre geçmiyor. Tamam, belki üstün güvenlik önlemleri dolayısıyla oluyor olabilir bu durum fakat kullanırken hele de hızlı bir tarayıcıya alışmış bir kullanıcı için işkenceye dönüşüyor.
Bu arada her iki programın da kaynak tüketimlerine göz atalım. 6 popüler web sitesini Operada ve Internet Explorer’da açtık. Görev yöneticisine baktığımız zaman Opera. exe 123 MB bellek kullanırken, 5 farklı iexplore. exe dosyasının toplamda 163 MB bellek tükettiğini görüyoruz. 1 pencerede 6 sekme açıkken 5 ayrı iexplore. exe çalışmasına ben bir anlam veremedim.
Opera bünyesinde başarılı bir mail istemcisi ve özet akışı görüntüleyicisi bulunduruyor. Internet Explorer başarılı bir özet akışı görüntüleyicisi sunarken mail istemcisi konusunda bir şey veremiyor. Microsoft Live ailesi varken IE’nin böyle bir işe kalkışmasını beklemiyorduk zaten.
Diğer rakibi Firefox gibi Opera’nın da arkasında çoğu 3. Parti olmak üzere geniş bir bileşen(eklenti) desteği varken, IE8 bu açığını Hızlandırıcılar ile kısmen kapatmış olsa da hala bu konuda rakiplerini yakalayabilmiş değil. Çünkü Opera yıllardır IE’nin hızlandırıcı dediği ve tüm tanıtımlarında ballandırıla ballandırıla anlatılan özelliğini bünyesinde barındırıyor. Ama şunu da göz ardı etmemek gerekir ki Web Slices olayı ile IE8 web tarayıcı dünyasında bir ilki gerçekleştirdi. (yanılıyor olabilirim)
Gelelim indirme yöneticileri konusuna. Opera Aktarımlar başlığı altında yüklemeleriniz için ayrıca bir yazılım kullanmanızı gerektirmeyecek kadar başarılı bir arabirim sunuyor. Ayrıca Opera bu arabirim üzerinden vasat düzeyde bir torrent istemcisi de sunuyor. IE8 cephesinde ise IE7ye hatta IE6ya nazaran pek bir gelişme yok gibi. Halen aktarımlarınız kesildiğinde başa dönmemek için ayrıca bir indirme yöneticisi kullanmanız gerekiyor.
Son olarak Opera’da bulunan fakat IE8de bulunmayan iki özellikten bahsedelim. Bunlardan ilki bana göre kullanıcıya çok büyük bir kolaylık sağlayan fare kısa yolları (mouse gestures). Örnek vermek gerekirse resimde de kısmen görüldüğü gibi Opera’da farenin sağ tuşuna basıp çeşitli hareketler yaparak tarayıcının birçok işlemini yapmak mümkün (ileri, geri, yeni sekme, sekme kapat vs). Bunlar bana göre bir tarayıcının en önemli, olmazsa olmaz özelliklerinden. Alıştıktan sonra başka tarayıcı kullanırsanız sürekli sağ tuş menüsünü açıp sinir oluyorsunuz. Bu özelliği Firefox da eklenti olarak sunuyor. İkincisi geri alma işlemi. Bilgisayar kullanıcılarının en sıkı dostu olan Ctrl+z tuş birleşimi(burada ben kombinasyon kelimesini kullanmıştım fakat Word uyardı yabancı kelimeler yerine Türkçesini tercih edebilirsin dedi. Şaşırdım doğrusu) ile Opera’da sekme açıp kapatmak dahil tüm işlemlerinizi geri alabiliyorsunuz.
Bir önceki paragrafa “son olarak” diye başladığımın farkındayım. Fakat Opera’nın bu özelliklerinden bahsettikten sonra IE’nin de “InPrivate Göz atma” özelliğine değinmeden geçersem haksızlık etmiş olacağımı düşündüm. IE8’de bir InPrivate göz atma penceresi açarak dilediğiniz sayfalarda dolaşabilir çarpı tuşuna basıp kapattığınızda ise arkanızda hiçbir iz bırakmazsınız. (denemedim, bu konuda emin değilim )
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Opera bence hala tahtında oturuyor. Fakat IE8 ile birlikte IE artık eskisi gibi “vasatın altında” bir tarayıcı olmaktan kurtulmuş. Ama yine de Windows ile beraber gelmediği takdirde pek kullanıcı bulabileceklerini sanmıyorum.
En kısa zamanda yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle…

Yavuz Selim BİLGİN